bir ırmağın sesine doğru

Selim ERDOĞAN                           

                                                                                   

Fotoğraflar

- Bir Irmağın Sesine doğru

 

çok kişiydi dar bahçe kapısından içeri girenler… ne selam ne sabah ettiler…çok kişiydiler…çirkindiler…karanlıktı gözleri…ne selam ne sabah ettiler…yükseldi kapının çelik menteşesinden kopan sesler…kınalı kuzum küçüktü daha…onlarınsa iri ve karanlıktı içleri…kıpkızıl akşamı karşılar dururduk her gün bu saatlerde…çirkindiler bu saatlerde…ne selam ne sabah ettiler…daha küçüktü kınalı bahçem…ben seni düşündüm…karanlıktı dar kalplerin kapısı…akşamı çok kişi ile karşıladık…kapandım kuzuma…sessiz kal dedim…ses gelince dedim…ses gelince…ses…kıpkızıl çelik tetik sesi… ırmağıma giderim belki…menteşe karanlık bahçe dar kuzum küçük … çok kişiydi dar bahçe kapısından içeri girenler… ne selam ne sabah ettiler…sonra ses verdi o merdivenler merdivenler…

Ben seni düşündüm. Onlar hızla geldiler

“Beklediğin ses gelince n’olacak ki sanki ?” deme kınalım.

 

Bir zamanlar benim de habire çağlayan bir ırmağım olmuştu.

Aralıksız işitir gibi  sesini  yürürdüm düşlerimde.

Parmaklarımın ucunda ve usulca yürürdüm incitmekten korkarak ırmağıma      ilişen kınalı kuzuları

Hiç kimse bahsetmezdi beni çektiğini söylediğim bu ırmağın sesinden

Onu yeniden yeniden işitir gibi takılır düşerdim içerime

Açıldıkça omuzlarımda ağırlaşırdı dolaşıp çıktığım tüm sokaklarım da.

Asla yorulmazdım ama

Nasılsa uyandıracaktı sonunda

Efkârın tarif edilmez büyüsünü üzerimden sektiren şu âsi rüzgâr

Ey önümde uzanan akşamın serin kızıllığı ve sen; ey rüzgâr!

Ey güzel oğlum! Ey kınalı kuzum!

Kurşun nasıl değdiyse sırtıma,  sen de öyle değseydin ya gittikçe hafifleyen          canıma ey oğul!

Kanasam da n’olacak sanki?

Nerede bıraktımsa ırmağın sesini, oradan bir kez daha başlamak acıtır mı ki beni?

Bari külleri savurmadan bir köze yumulup yaslayarak ellerini, ısınmak ilk işin olsun senin.

Bu yüzden kendine iyi bak oğul

Bu yüzden gürüldeyen bir sesle hatırla beni

Sadece sırtımdan kanadım ben senin minik bedenine kapanırken

Çok az bir sızıydı başladı, sımsıcak ve kıpkızıl bir rüya gibi ardından

Sana konuşsam farklı mı olacaktı sanki

Böylesi daha fenalık belki

Kendime susmak yani , konuşmamak

Oysa yorulduğum yerden başlayabilirdim seni hatırlayarak

Ama kimse sokulamayacak yalnızlığın koluna artık

Bana aldıranlar bile sokulamayacak

Sırtımdan kanadım çünkü

Demek ki bu kadarmış her şey

Verandada

Duvarlara yaslanmaya başlamış son kez baktığım akşamın kızıllığı var yolumuz bu kadarmış a oğul, yoldaşlığımız bu kadar

 

Ahh benim sevgili kalbim! Neredesin sen?

Şimdi sekerek gülümser miyim kendi penceremden?

Gecenin serinliğinin hissedildiği an

Ne akşam uzamıştı karşıdan ne doyasıya  ısınmıştım sırtımdan

Oysa oğlum yakındı ve sırtından vurulmuştu akşam

Akşam benim oğlum

Oğlumsa benim kınalı kuzum

Birlikte sarılmıştım kırmızı ve sıcak kucağıma

Hem vurulmuştum hem de kanamıştım sırtımdan

Çok kişiydiler bakamadım

Ne olacak ki dedi oğlum

Gidiyorum dedim a oğul

Onlar gitmeden ben gidiyorum

Çıkma kucağımdan kal yanımda

Kapatırsın gözlerini sonra bir güzel uyursun

Benim gözlerime kar değsin bırak da

Gökten bir yıldızı koparmakla ne olacak sanki

Gülerek kendimi seyrederiz sanki

Beklediğim ses gelince bırakıp gidersin

Şırraaaak diye kalın ve uzuuun bir ses yaklaşınca ne olacak ki

Bırakıp gidersin belki

Oysa ben çok yakındım düşümde bıraktığım ırmağın sesine

Öylesine kulak kabartmıştım ki senin nefesine

“Uyanmayı unuttun mu sen ?”  der gibiydin

Ve gülümseyerek ve gamze düşürerek yanağına ve ağlayarak

Ve canhıraş titreyen yüreğine dönerek ve üstelik güler gibi ağlayarak

Ve sarılarak bana ve ellerimi sıkarak hayır sadece başparmağımı sıkarak

“O kadar sessiz ki her yer,özlediğin gibi sessiiiiiiz kalacak” diyerek

Sadece öyle kal a oğul !

Ben bir güz çiçeğiydim kapandım içime

Sen sen ol da ellerimi bırakma oğlum

Ben bir güz çiçeğiydim kapandım içime

Kanadım sırtımdan

Ölüm bir bahçe kapısının gıcırtısıydı oğlum, girdi genzime

Sen esirgeyen ve bağışlayan Allah’a dua et

Sayılıdır nefesimiz de bilinir elbet

Ellerimi bırakma sen ey kalbim!

Çok kişiydiler, göremedim vuruldum

Bizim akşamımız dar olacak neyleyim

Daral gelecek gecenin nefesine neyleyim

Ne beni ıslatan bu sağanak duracak

Ne de bembeyaz, incecik kar yağacak

Bizim akşamımız dar olacak

 

Bu kez kıyıya vuran ben oldum

Başımdan aşağı titreyerek dökülen tere bakma sen

Daha sular çekilmeden burada kaldım şimdiden

Ellerimi bırakma sen oğlum

Tükendim bu yüzden

Bu yüzden kapandım sana açamazlar beni

Çok kişiydiler görmedim yüzlerini

Seni bulamazlar, alamazlar seni

Şimdi ne rüzgâr duyar sesimi

Ne de göğsünde çakı saklar gibi şiir saklayan kardeşim karani

Ey akşamın yumuşak koynu

Kızıllığın merhametli eğni ey!

Kapı çaldı

Gidiyorum bir ırmağın sesine doğru

Gidiyorum kâğıttan uçaklar yapan çocukların yanına

Uzun yol otobüslerinin camlarından dışarı el sallayan anneler gibi gidiyorum

Gidiyorum son kez sıkarak kenetlenen ellerimi

Uzaklara uzaklara uzaklara yaslanıp

Sığınarak gidiyorum esirgeyen ve bağışlayan Allah’a

 

Hu Allah hu Allah hu Allah

çok kişiydi dar bahçe kapısından içeri girenler… ne selam ne sabah ettiler…çok kişiydiler…çirkindiler…karanlıktı gözleri…ne selam ne sabah ettiler…yükseldi kapının çelik menteşesinden kopan sesler…kınalı kuzum küçüktü daha…onların karanlıktı içleri…kıpkızıl akşamı karşılar dururduk her gün bu saatlerde…çirkindiler bu saatlerde…ne selam ne sabah ettiler…daha küçüktü kınalı bahçem…ben seni düşündüm…karanlıktı dar kalplerin kapısı…akşamı çok kişi ile karşıladık…kapandım kuzuma…sessiz kal dedim…ses gelince dedim…ses kalınca…ses…kıpkızıl çelik tetik sesi… ırmağıma giderim belki … menteşe karanlık bahçe dar kuzum küçük … çok kişiydi dar bahçe kapısından içeri girenler…ne selam ne sabah ettiler…çok kişiydiler… “Beklediğin ses geldi ne olacak ki ?” dedi kınalım. Gidiyorum dedim bir derviş gibi, gidiyorum bismillah…  

Hu Allah hu Allah hu Allah

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !