kayıtsız ölebilirim

kayıtsız ölebilirim

 

kapısını çalacağımız kimsemiz kalmadı

ömrümüz durmadan duvarlara yaslanan

bir yorgunu yükledi omuzlarımıza

oysa akşamı taşıyarak adını anlatmaya

nereden başlasak da acıtır bizi o büyük yalnızlık

acıtır, hayatı hiç sevmeyen anneler gibi acıtır

denizin sancısını yaşatır bir çingene borcu pahasına

şimdi durmadan çağırsam dargın turnaları damarlarıma

şaşkın bir gitar kirlisarı hayâlleri çalar ardımdan

kışın boynuma doladığım o sıcacık şarkılar

karanlığın bu kırçıl harmanisini kaldıramaz üzerimden

kayıtsız ölebilirim.

 

nasıl bir akşamsa dinmez bu ömrüm

bir çoban gibi sadece rüzgârı dinlerim arkası kesilmez

göğsümü çatlatan o ırmağı kendime anlatarak ağlarım önce

sonra sağanak öfkesini sadece benim üzerime yükler de gider

nasıl bir akşamsa dinmez bu ömrüm

 

artık içimde sisli kasabalar taşırım

artık içimde ‘uzak sıla istasyonları’ bulunur benim

akşam kör bir şehirden uzanır önüme, seni bulamam

her şey maviden değil artık, bulamam

her şey gök maviden değil çünkü deniz unutuldu

şimdi yeryüzü aldatılan bir kadın gibi havralarda

bense bunu trenlere binmekle ödüyorum burada

bir kasabalı veya bir bakırcı adıyla

 
ne yapsam, keşke ölümden bu kadar korkmasam

oysa özlüyorum

geceye rağmen delice beklemekteyim oysa

usulca bir rüzgârı büyütüyorum avuçlarımda

birden uzaklaşan trenlere aldırmadan

sisli gar lambaları yığılıyor alnıma

 

ırmağa uzanan bu kuşları göğsüme süren giz de neydi

neydi bu karlı gece şehrinde hayatı durduran o serap

akşamdı ve parmaklarımda soluk alıp verirdi o güvercinler

alnımın yalnızlıktan yorgun ve kızaran bir yanı vardı sonra

tükendim,

omzunda kuşlar taşıyan bir fener bekçisi olamadım

son kez bir yağmur boşandı ellerimden

şiir yok artık, beklediğim tren gelmeyecek nasılsa

 

1985

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !