küstümçiçeği

Selim ERDOĞAN                                         minik Ahmet’e sağlık dileyerek

 

 küstümçiçeği

 

babamla birlikte aldığım boyama kitabımda görmüştüm.

beyazdı…önlüğü yani.

duruşu şu koridordaki fotoğrafta olan ile aynı..

ama bunların üzerindeki toz pembe.

çok da farklı değil.  önemli de değil.  ama çoook temiz.

giydikleri yani…yalnız rengi aklıma takılmıyor da değil.

üstelik kendi kitabımdakinde gülücükler farklı yüzlerinde..

ya da ben öyle hatırlıyorum. şu koridorda gördüğüm de öyle.

oysa bu bizim pembeliler daha komikler. neyse.

yarın çıkarım belki. iğne yaparken onlar benden daha fazla yüzlerini buruşturuyorlar. canım acımıyor değil,  ama ben erkeğim.

ağlamamalıyım.  annem üzülmemeli. kimse üzülmemeli..

üstelik herkesin beni sevdiğini öğrenmiş oldum böylelikle.

önceden yalnızca annem ve babam severdi beni. ben öyle bilirdim

bir de Allah severdi.

funda’yı unutmamalıyım. şimdi herkes seviyor.

şu serumu çıkarınca annem camdan aşağıya bakacağım.

sararan yapraklar birikmiş denizlikte. onları dökeceğim aşağı.

funda henüz gelmedi funda beni görmeye gelmedi.

funda annesiyle gelseydi keşke,  gelmedi

canım sıkılıyor. herkes beni seviyor..  oyuncaklarım çoğalıyor.

benimse canım sıkılıyor. okulumu özledim mi? bilmiyorum ki. 

cevabını veremiyorum,  ama evimi özledim.

yeniden bir yolculuk yaşayacağım. bizim oralar çoook uzaklarda.

taa fundaların yanında.. tam bir gün yolculuk sürüyor. 

funda’ların yanına ama olsun

bizim yağmurumuz daha daha güzel, daha canlı,   daha ıslak..

taneleri daha iri..

funda benim hastalandığımı duymamıştır.  nereden duysun ki.

bizim yağmur daha ıslak.

yarınki gün,  öbür gün ayrılırız herhalde.

uzun bir yolculuk bekliyor bizi. bizim yağmur daha canlı,  daha iri

hem yağmurda çekilebilir bir günlük yol. 

gerçi yağmur bizim altımızda olacak. biz yağmurun üstünde gideceğiz yani. bir iyileşsem daha ıslak ve daha iri olacağım dostumla.

funda bilmese de yağmur benim dostum. aslında ben annemle gelmiştim buraya, büyükbabamlara ve anneannemlere ve babaannemlere yani.. teyzeme yani…herkese…kedilere köpeklere parke taşlı sokağımıza

babamı çağırmışlar ben hastalanınca

bana ‘ne olacak ?’ bilmiyorum,  ‘yağmur dinecek mi ?’ bilmiyorum,  ‘babam şimdi gelir mi?’ bilmiyorum.

‘funda’nın haberi oldu mu?’bilmiyorum. offf be!

şu sarı yapraklar bile rüzgâra direniyor,  aşağı düşmüyor.

ama iyice ıslandılar. onların aşağı düşmeleri çok da güzel görünmez.

hafif değiller çünkü,  süzülemezler.

bir o yana bir bu yana süzülerek düşen yapraklar olsa o anda

ne düşündüğünü soracağım.

annem bana bakınca gözleri ve dudakları uzuyor,  kısılıyor,  yaşarıyor. 

ona soracağım. oysa çok da acımıyor göğsüm. 

ablalar pespembece gülümsüyorlar bana.

babam da şimdi girer neredeyse…ona soracağım.

belki funda duymuştur beni. göğsümün ağrıdığını duymuştur.

yenmem gereken bir yara var. funda duymuştur. funda’ya soracağım.

annemi seviyorum.  o benim kalbimde hep.

yağmuru seyrederken babam giriyor içeriye.

Allah’ı seviyorum.  o bizim içimizde hep..

babam kucağını açarak uzanıyor bana, 

ama azcık da olsa yanaşıyorum ona.

serum diyorlar.  işte o var kolumda.  baş belası s-e-r-u-m

babamın omzuna koyuyorum başımı.  öylece devam ediyorum yağmuru seyretmeye ayıcığımla. o kadar güzel ki;

sesi,  ıslaklığı,  dostluğu..

yağmur bu.. daha ıslak daha iri.

babam öylece kalıyor.  epey duruyoruz.  ve sonra başımı düzenli aralıklarla okşuyor ve ilk kez konuşarak,  ‘seni seviyorum’  diyor.   ‘seni seviyorum’ 

daha önceden bunu hiç sözle söylememişti.

ve ilk kez ben de babamın sakallarından rahatsız olmuyorum.  

off.. göğsüm ağrıyor.  funda’ya söyledi mi acaba. 

boş ver sormayacağım dostum.

babam,  yarın götür beni eve. tam bir günlük yol ama. 

dünyanın öbür ucu ama.  sormayacağım dostum.

yağmur hızlanıyor.  babam dayanamayıp koridora çıkıyor.

kokuma dayanamıyor.. eskiden öyle söylerdi. 

benim kokuma dayanamaz o.

onun kalbi de senin şu açık kahverengi tüylerin gibi yumuşacık.

annem de arkasından çıkıyor. o da benim kokuma dayanamaz

onun kalbi de senin şu açık kahverengi tüylerin gibi yumuşacık.

ben iyiyim baba demeliyim,  anne ben iyiyim. ama sesim iyice kısılmış, dilim tam dönmüyor. sonuna geldik herhalde. on gün olmuş burada oluşumuz. 

 

 

“Kalbime ateş düştü, su serptim ateş sönsün, serptiğim su da yandı. ”

ben buna dayanmalıyım. kaybolmadı  henüz

Allah bu gücü veriyor.  seni içerime koydum bir kez. çıkarmam çok zor.

bir papatyanın saçlarına iliştirilmesi kadar nazenindir belki senin göğsüne konan bu şey. konan ve kalkacak olan. henüz kaybolmadı

içimize böyle iniyor.  akşam olunca bir küstümçiçeğinin yapraklarını örtmesi gibi kapanacaktır kendi içine. sabah olunca da açılması unutturulacaktır ona.  sonra bir çürük kokusu. buna inanıyorum. henüz kaybolmadı

acı bu yağmurun,  dışarıda başlayan bu yağmurun yaprakları yıkadığı gibi kaybolan toza dönecektir.  yağmur senin dostun bunu anlıyorum. 

ona da söyle güçlü olmalısınız. sen yağmur ve ayıcığın bir de funda.

daha iri yani.  sen ve annen.  üçümüz birlikte sarılmalıyız oğlum. 

daha sıkı ve daha iri,  ve daha ıslak. az önce olmadı.  dayanamazdım belki. affet,  az önce olmadı.  sarılsam asılabilirdim türküme. 

senin bunu beklediğini biliyorum. ama acıtırdı hepimizi;

‘sen gidersen benim başka kimim var’

renklerle ve sayılarla aranın iyi olduğunu biliyorum dostum.

beni beyaz gör dostum.  saçlarına uzanan ellerimi ,  kalbimi beyaz gör.  senin hep bahçelerden kotardığın iğde kokusunu bana da getirirsin,  senin saçlarından benim biriktirdiğim gibi.  tutup kalbimi avuçlarına koysam dinsin diye yine de dinmeyecek son yolculuğumda buharlaşan ıpıslak hüznüm.  oldukça zordu.  seni göreceğimi hissediyordum ama.  babaların da bu sezgisi gelişkin. ama annenin konuşması sarıydı, 

sesi sarıydı.

her şeyim,  yaşadıklarım,  belki yaşayacaklarım,  öğrendiğim,  tanıdığım her şey boğazıma toplandı ve  tıkandı kaldı. 

koşarak uzaklaştım evden.  çok geçmedi funda geldi aklıma.  ve döndüm. ve sarıyı paylaştık onunla. ve aceleden sana onları yazdı. 

sonra tekrar bir koşuşturma.  acımıza eşlik eden bembeyaz dualar sonra dostum.  duamız olmazsa ne işe yarayacağımızı soruyor Allah…böyle soruyor dostum.  ben de icabet ediyorum. 

seni bırakmak istemiyorum dostum.kaybolmadı henüz 

doktorlar fesleğen kokusunu atladılar,  bu bizim sırrımız dostum. 

annenin, senin ve benim.  bir de fundanın. senin minik aşkının.  bu sırrımıza tutun dostum,  bir yerinden tutun ve bırakma sakın. 

Allah bizimle dostum. 

duamızı bilmezler onlar.  gece sefasını avuçladığımızı bilmezler. 

potaya fırlattığın topu kaybettiğimizi sanıyorlar, 

havada kaybolduğunu ben de gördüm.

ama bir gün ayaklarımızın önüne düşecek dostum,  bunu biliyorum. 

şimdi elimden kopan ve tamamen toz olan

yalnızca sırçadan bir kanguru. 

kaybolmadı bir gün ayaklarımızın önüne düşecek dostum

henüz kaybolmadı.

 

bir,  iki,  üç,  dört,  beş,  altı,  yedi,  sekiz. funda sekiz yaşına girdi geçen ayın onüçünde.

dokuz ve onnn.

gerçi yağmur beş defa başladı ve beş defa durdu. hayır tam beş defa başladı ve dört defa durdu,

beşincisi hâlâ yağıyor.

funda’nın kalbi de senin şu açık kahverengi tüylerin gibi yumuşacık.

baba ben iyiyim demeliyim. konuştuklarını duymamalıyım.

keşke üçümüz aynı anda sarılsaydık.  funda’yla dördümüz.  Hayır ayıcığım, 

seninle beşimiz.

acımız azalırdı belki.

kesinlikle azalırdı.

hadi baba asıl şu hep mırıldandığın türküne; zahide yani.

öylece dinleyeceğim, söz sana.

gerçi beni duymuyorsun, 

hadi asıl  ”baba bugün dağlar sarıya boyanmış. ”

sapsarı yapraklar, dağlar,  elim,  yüzüm,  yüzünüz.

sapsarı, sap sap sarrııı.

içeri giriyorlar. babam daha gevşek,  elleri açık.  sonra yanıma bir paket bırakıyor.

kocaman..

hemen açmalıyım.  çünkü onlar öyle istiyor. bense pek istemiyorum. 

ama açmalıyım.  açtıkça hafiflemiyor kutu. acım hafiflemiyor,

ben hafiflemiyorum

göğsüm hafiflemiyor.

içinden küçük bir zarf çıkıyor.  bir mektup.  açtıkça merakım artıyor.  aman Allah’ım.

’hemen iyileşmeni ve dönmeni istiyorum. ’ diyor funda.

kendi ismini kırmızı kalemle yazmış.  ne söyleyeyim.

teşekkürler baba sana.  iyileşeceğim sanıyorum.

babam beni çıkaracak buradan,  sana getirecek.  oyuncak istemiyorum,                       babam bunu biliyor. onun için senin mektubunu böyle sarmalamış.

ağlamamalıyım.  annem yanlış anlar.  gizlice ağlar sonra.

ağlamamalıyım.  babam yanlış anlar.  konuşamaz sonra.

ağlamamalıyım ayıcığım yanlış anlar.  herkes yanlış anlar.

bana ne oldu,  ne oldu bana?

buna dayanmalıyım. dün tam üç defa ara vermişim hayatıma.

dönmüşüm sonra. bunlar her çocuğun başına gelir mi bilmiyorum.

on gündür buradayım, beş defa yağmur başladı, dört defa yağmur dindi ve ben hayatıma üç defa ara vermişim. on, beş, dört, üç. funda sekiz yaşında. Allah bir tane. her şey harika.

iyileşmeliyim ve evime dönmeliyim. ve funda ile yine yürümeliyiz o geniş bahçemizde. ve avucumuzu sürdüğümüz bütün çiçeklerden fesleğen kokuları biriktirmeliyiz annelerimize.

yağmurun kokusuna benzerdi her şey

gerçi annem ‘kokan topraktır. ’ diyor ya ,  olsun.

şimdi yok onlar , 

funda da yok.  odam yok,  bahçem yok, olsun.

bu yağmur durmadan babam çıkarır beni buradan.

babam dayanıyor verdiğim acıya.

annem dayanıyor verdiğim acıya.

doktorlarla konuşup duruyor. bir orada,  bir burada.

daha dün açmışlardı yeniden bir damar yolunu. bir orada,  bir burada..

öyle diyorlar. şakağımdan.  bir orada bir burada

doktorlar dua etmediler daha.   ya da gizlice yani içlerinden ediyorlar. onlar da bunun gücünü bilmeliler.

annem hep ediyor. funda da.  bunu hissediyorum.

ve kaçamak ve acıyarak ve severek bakıyorlar bana.

doktorlar yani.  bir orada bir burada

yaramın adını yakaladım

t-i-m-o-m-a

bir orada bir burada

bunu babama söylediklerinde sırçadan kanguru kopuyor ellerinden.

düşerken ıslanmış yapraktan, bir orada bir burada.

hani denizlikte ıslanan yaprak var ya,  ondan daha da hızla düşüyor

inanamıyorum. kangurum tamamen toz oluyor yerde.

babam iki elini de yanaklarında bitiştiriyor.

on gündür buradayım,  yağmur beş kez başladı, yağmaya,  dört kez dindi, funda sekiz yaşında,  üç kez ara verilmiş hayatıma,

babamın iki eli yanaklarında, 

ve Allah bir tane.

 

ahh kalbim,  bana ne oldu.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !